7 months, 2 cameras, over 80 locations, one school…Southern Adventist University Music: Dimitri Masumbuko (www.twitter.com/#!/Dimitrim73) Actor: John Olaore Created by Brandan Roberts www.BrandanRoberts.com Shot completely on Canon a 7d and T2i with a 10-22mm lens Special thanks to John Olaore for being willing to put up with so many days of filming and putting up with my directing. Also, thanks to Dimitri Masumbuko for his willingness and talent in composing the soundtrack. And to Southern Adventist University…it’s been a good run.
Kocamis kurtlara
Reklam insanlarina en yakisan tabir cakalliktir zannimca. Elbette kotu yanlariyla beraber. Geneli, en azindan en goz onunde olanlari bu tabiri hakkini vererek kullaniyor. Tabiki insanca is yapanlar da var. Ancak tume vardigimizda, evet malesef reklamci dedigin cakaldir.
Birbirinden is alma/calma pesindedir, dusuk fiyatlarla is alip ileriki islerinde referans olacagini yanilgisini hep gercek sanar, fotografcilardan sonra en dedikoducu meslek grubuna mensupturlar, her is (cnbc-e kurumsali dahil) kotudur ya da daha iyi olabilirdidir, renk, tipografi bilmedigini bilmez, bilmedikleriyle yargilanmak istemez, istemedigi isi yapmayacagini iddia edip surekli bahanelerle cayar.
Bu tanimlar 2012 basi reklamcilari icin uzgunum ki gercektir. Ve reklamcilar cakaldir. Cunku cakal olmalidirlar. Cunku mercedes arabalariyla cantasinda ipad ve yaninda sarisin bir bayan olmadan gidilen is gorusmeleri sonucu %75 etkiler. Cunku ofisleri yeni trende uygun olmadikca musteriler tarafindan ciddiye alinmazlar. Cunku yalandan da olsa sanayi odalarinda s.tir b.ktan gorevleri olmadikca “bey” sifatina layik gorulmezler.
Evet reklamcilar cakaldir. Nicelikten niteligi gormez olan gunumuz ticaret adamlarinin kagittan zirhini delebilmek icin kaliteli bir sarabin nasil uretildigini anlatmaniz yeterli olacaktir. Ve reklamcilar risklidir. Matbaacilar, dijital baskicilar, kodcular, tasarimcilar icin reklamci guvenilmez bir teknedir. Her an batabilir ve icindeki hazine sandiginiza elveda diyebilirsiniz. Bu yuzden reklamcilar tutunamaz. 2 senede bir farkli bir ildedirler. Gucu yetmeyen farkli semtte. Ona da gucu yetmeyenler farkli firmalara atarlar capalarini. Bir reklamci 2 seneden fazla bir firmayla calisamaz. Cunku firma bu esnada reklamciyi tanir. Yuzune kac maske takmis olursa olsun eninde sonunda gercek yuzu gun yuzune cikar.
Cakal olamayan reklamcilar, ya ortadaki ceylandan bir parca koparamaz, ya da kenarda kendince bir tavsan avlar. Akilli reklamci tavsan kolonisine saldirandir. Buradan bu yazimda cakal olarak nitelendirdigim reklamcilara cevap veriyorum: reklamcilar cakaldir, cakallar hayvandir arkadaslar. Make your choise ;)
Ben sana iksir içemezsin demedim
Murat Yılmazyıldırım’ın İksir İçtim Değiştim Albümündeki 1 saat 19buçuk dakikalık Cümbüş-ü Alem isimli şarkısının benim de düşündüğüm gibi sadece “dünya yalan…” dörtlüğünden oluşmadığını göstermek için sözlerini şu siteden alıp streama katkı sağlayayım dedim. Laf olsun işte. Ve muhtemeldir ki şarkının başındaki sanat müziği abimiz, myy’nin babası.
Cümbüş-ü Alem
Hasret acısı ile yanıyorum yanıyorum
Sen benim herşeyimdin herşeyimsin sen benim sen benim
Senden başka hiçbirşey görmez oldu görmez oldu gözlerim
Seni ben ne kadar çok sevmiştim
Neler yaptın nelere katlandım senin için
Senden başka hiçbirşey görmez oldu görmez oldu gözlerim
(ben rusuhi ve meryem oğlu düşlerin ressamı olarak bu iki güzeller güzeli
Varlıktan dünyaya geldim.beşer hayata dair yaşlanmayan bir aşkın
Anlatıldığı bu şarkının ışıgından geçip cümbüş ü alemin ebediyetine doğru
Yol alıyorum şimdi suretlerimle birlikte)
(taçlandırılmış bir ömrün yapraklarını düşürüyorum toprağa tutulmuş dallarından
Yağmurun gıdıklayan serinliğiyle değişiyorum kurak kuytularımda sabahlarken
Son perdeden düşüyor gölgeler yeni bir hayatın başlangıcına
Güneş entarimi kuşanıyorum boşalan zamanın doldurulmamış kutularında yürürken
Bir elimde terazi diğer elimde ecel senin için başlatıyorum
Bu meçhul tarihin son yolculuğunu…)
-cem adrian vers.
Geçip gider zaman aşk bahçemizde sevgi yoluna girerim sende çözülürken
Güneş beni aya kilitledi ruhuma sahne koydum geçmişe yol alırken
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
-murat yılmazyıldırım vers.
Yağmurlu zaman yar olup düşümüze sevgiden sevgiye açarım sen perdelerimi
Güneş seni ayda mühürledi ruhuna ışık tuttum geçmişi güllere karşılarken
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
-cem adrian & murat yılmazyıldırım
Yorulur zaman kızgın çöl kuyularında sevgi ezele doğar seni yudumlarken
Güneş bizi gülen acı eyledi ruhlar adına eridi geçmişin mumları yanarken
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
(Akıyor damlalar halinde nur çöllerine yerleşmiş aşkın el değmemiş matemsi gözyaşları)
Dertli bir göçerim ben gezerim kurak çayırlarda cennete bakar gözüm senden uzaklaşırken
Güneş zamanı kuşatılmaz eyledi canlar topragına uzandım seni dilime örerken
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
(Ben sendeki izi sürüyorum, seni bendeki kıyamete götürecek olana ulaşmak için)
And olsun şölenim dilimdeki tevekküle and ettim ben bana verilenleri gönüller atölyesinde
Şahidim oldu gölgelerim dışımdaki karanlığa kervan yürür durur içimde büyüyen aydınlığa
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
(taçlandırılmış bir ömrün yapraklarını düşürüyorum yine toprağa tutulmuş dallarından
Yağmurun gıdıklayan serinliğiyle sende değişiyorsun kurak kuytularında sabahlarken
Son perdeden düşüyor gölgesiz gölgeler yeni bir hayatın başlangıcına
Güneş entarimi çıkartıyorum doldurulan zamanın boşaltılmış kutularında koşarken
Bir elimde terazi diğer elimde ecel bu kez sen benim için başlatıyorsun
Bu meçhul tarihin son yolculuğunu kader masasında bağdaş kurup otururken…)
-ecem minar vers.
Özgür oldum mavi aşkı kovalarken zehir yuttum hep acıda harmanlanırken
Gece beni sende filizledi filiz vermek için nice ömürler tüketti
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
-murat yılmazyıldırım vers.
Sonundan başladım alfabenin a noktasına ulaştım seçkin bir aşık gibi gözyaşlarıyla savaştım
Salıncağa bindim rüzgar olup sana geldim sallandım durdum içimide aynalarda şekillendim
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
(gölgeler geçiyor ayak izlerimin üzerinden onu bana getiren, beni sana götüren,
Seni ötekine sürükleyen, ötekini bir sonrakine, bir sonrakini bir sonrakine,
Bir sonrakini tekrar ona ve ordan görünmeyendeki hükümdara eriştiren)
-ecem minar & murat yılmazyıldırım
Vurgun yedi gözlerim yazılmamış dizelerde
Sel gibi taştım hüzünlerden önüne nice sırlar serdim
Sürgündeki ağaç kuzgundum ben uykularımda yaşadım bu savaşı
Yapışkan bir hüzündü kalbimde büyüttüğüm dökülüyordu çatallı yollarıma
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
(Akıyor yine damlalar halinde serap göllerine taşınmış olan el değmemiş matemsi gözyaşlarım)
İzlenmemiş filmlerin oyuncusuydun bütün zamanlara
Kölesi olduğum acılarda öterdi gelecekteki kanarya
Aşıklar makamına mürekkepler akıttım
Salına salına geldin yanıma akıbetimden kaçarken
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
(Sen bendeki izi sürüyorsun, beni sendeki kıyamete götürecek olana ulaşmak için)
***??**** kahramanım ben hiç yorulmadan biçerim başakları tarlalarda
Topladım nimetler için şükrederim cemâle aşk hırkasını giydiririm yolu sevgiden geçenlere
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
(taçlandırılmış bir ömrün yapraklarını düşürüyoruz toprağa tutunmuş dallarından
Yağmurun gıdıklayan serinliğiyle değişiyoruz ikimizde kurak kuytularında sabahlarken
Son perdeden düşüyor gölgesiz gölgeler yeni bir hayatın daha başlangıcına
Güneş entarimizi bir kuşanıp bir çıkartıyoruz yok olan zamanın adlandırılmamış kutularında uyurken
Bir elimde terazi diğer elimde ecel dünya için başlatıyoruz
Bu meçhul tarihin son yolculuğunu kader masasında bağdaş kurup otururken…)
Sonsuz şarkılar verdik bilinmez alemlere hiç farkına varmadılar
Sözcüklerle boğuşurken ummansı bir silkilişti benimkisi
Kıyametin resmini çizdim kara kaplı defterlere harfler kayar gider ve hüzünler yaprağına olunmadık şeyler olur
Ve kaderci başımın üstünde fıtrat yolu hazin bir sayfadır akmaktadır ömür mahşerdeki resitale
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
(huzurlu bir keyif çatıyorum gölgelerimle birlikte iki kelebek konuyor yanaklarımdaki ay ışıgının üzerine
Biri yaşam diğeri ölüm kelebeği uyanıyorum gerçeğin dışındaki bir beşiğin ipeksi örtüsünde serpiştirilmiş
Mutluluk repliklerini gülücükler atarak izlerken uyanıyorum tıpkı gökyüzünün yaramaz güneşi gibi)
Bu şehirde ne ben nede sen çocuklar gibi oynayamayız mutluluk sahnesinde bulunup yaşlanırken
Girdap gibi içine çeker bizi şu kadınsı deniz oyun orda canlar eskitiriz dünyayı arşınlarken
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
(Akıyor bu kez okyanuslar halinde çile uykularında yol alan el değmemiş matemsi gözyaşlarım)
Acı destek diledim paylaştım son lokmamı geride kalan son bir nefesti dinledim o ilk şarkıyı
Ruhu aşkın beden halidir dedim kimseye dinletemedim arzın merkezine seyahat ettim bütün insanlık kanatlandı
(Biz gizdeki izi sürüyoruz gizi bizdeki kıyamete götürecek olana ulaşmak için)
Senaryomu sonuna ekledim alın yazımı kalemimin ucu ah tükendi çektim kılımdan kılıcımı
Destan yazdım hep söylenceler ışığında yaktım kandiller saçan başımdaki gümüş çanaktan
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
(taçlandırılmış bir ömrün yapraklarını düşürüyorlar toprağa tutunmuş dallarından
Yağmurun gıdıklayan serinliğiyle onlarda değişiyorlar kurak kuytularında sabahlarken
Son perdeden düşüyor yine gölgesiz gölgeler yeni bir hayatın daha başlangıcına tutunarak
Bizden aldıkları güneş entarilerini onlarda bir kuşanıp bir çıkartıyorlar geri gelmiş ve yenilenmiş
Zamanın adlandırılmamış kutularında uyurken
Bir ellerinde terazi diğer ellerinde ecel ahiret için başlatıyorlar bizim gibi
Bu meçhul tarihin son yolculuğunu kader masalarında bağdaş kurup otururlarken…)
Neredeydi gönlüm yar olmaktan yana yana yana yaktım makber ocağını aşka ulaşmak için
Zalimin sözündeydi ihanet güzel rüyalarıma kendi kendime sordum son soruyu gökkubeye yükselmek için
Devran döndü gecenin bitiminde yıldız kolyeleri yaptım seraptaki güzelliğe
Sema yatağımda rengarenk uykular tattım perilerin gölgesinde el üstünde taşındım
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
Düşman kalır hep siyahla beyaz beyazın çilesi çoktur hakikatten yana
Aşk denizine acının demirini attım kokladım gene toz rüzgarları kalbimi kollarına bağladım
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
(Herşey bir cümbüş ü alemmiş ve herşey bir cümbüş ü alem tufanı içinde gidip gelen uyanışlar serüveniymiş)
Akıyor son kez kainat selleri halinde diriliş uykularına geçen
El değmemiş matemsi ve rüzgar kokulu gözyaşlarımız
Güller bahçesindeki o ebedi ve ezeli düş duvarını
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
(ben bendeki sendeki, bizdeki, gizdeki ve onlardaki izi sürüyorum
Ölümü kurtuluş anına ulaştırmak ve hak kitabını gönül defterine yazdırmak için)
Turnam uçar sıla ovalarında yar aşkından geçerim gönüllere örtünürken
Mevlam beni sende kilitledi ruhuma yuman kattın acıya idam olurken
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
Şaşkın bakar turnam olanlara aşktan aşka girerim gönüller penceresinde
Mevlam seni bana mühürledi ruhuna kapı açtım acıyı öpüp kucaklarken
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
(aynalar hüzün duvarını çoktan yıkmışlar kendi vücutlarında ve ağlayan bebekler var hala dışarda
Dışarda siz dışarda perde kulaklarında müjdeci bir fısıltı fısıltı fısıltı gelip geçmektedir
Bizlere görünen şu muhteşem renkli kader)
Kaybolur turnam derin uykularda aşk ateşe döner gönüllerde konaklarken
Mevlam bizi sevgili kul eyledi ruhlar alemine çıktık acıda yanıp tutuşurken
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
Deli bir aşığım ben seyrederim şu alemi divana uğrar yolum gönül saraylarında
Mevlam turnamı görünmez eyledi alemler sofrasına oturdum seni kaderime yazarken
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
(beni gönüller deryasında dinleyin bütün kapılar oraya doğru açılacak ve şu beşer alemin yedi kat gölgesi
Cümbüş olup sarıcak ruhunuzun kirletilmiş tualini beni kıyametten önce farkedin çünkü ben sizler için
Örtünüyorum bu karanlık gezegenin zalim örtüsünü gözlerimi bataklıklara kapatarak çünkü ben şu kainatın son deli dahisiyim)
(elim yazar ben söylerim ebedi aşk için gönlümü cümbüş eylerim sözde patlar gülün tomurcuğu
Toprağa düşer göz defterlerim üzüm salkımları gibi uykularım uykunun içinden taşmaktayım)
(misketlerim yuvarlanıyor yokuş aşşağı kekik kokulu bir tepenin üstünden dünya küçücük moleküllere ayrılmış
Zıplayıp gidiyor destansı ve büyülü bir özgürlükle günahsız kimliğine)
(ey kör bakanlar yaradılışın getirdiği mutlak güce tevekkül edin ve ebedi aşkın ahirete uzanacak olan yollarında
Dimdik ilerleyin ışık kalbin aynasına yazacak cennetin kutsal rakamını ve mevlam buyur edecek tek bir rengin etrafında
Kardeşçe ve sınırsız bir sevgi seliyle toplanıp avuç açacak olanları dahi bir gezginim ben zülcelalin aşkına yağıyorum
Gönül bahçenize gözlerimden akan ahiret yağmurlarıyla ve ben gizlerdeki izi sürüyorum sizleri bendeki kıyamete
Götürecek olana ulaşmak ve onu saçlarımdan sarkan tül yapraklarına asıp doğacak olan güneşe yüzümü dönmek için ve
Son kez söylüyorum konuklarımla birlikte veda öncesi ateş gibi çoğalıp büyüyen şu cümbüş-ü alemi)
Dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
Hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince
Gizli reklamdan köşeyi dönen bilgeye..
Birkaç ay önce açtığım ‘cevap veriyorum’ başlıklı blogum bu post ile daha bir anlam kazanıyor :) iyiyiz, güzeliz. Cevap veriyoruz. :)
Tişörtlerini çok sevdiğim, saydığım, heyecanla takip ettiğim nadide şahsiyet, sosyalmedyatv’nin sunucusu (belki de herşeyi) mserdark bugün Turkcell Kim Aramış Cell ile ilgili bir twit yazdı. hilalcebeciii ve türevleri gibi belirli bir takipçi sayısına ulaştıktan sonra, bu gücü nakite çeviren popülerler arasına girdiği hissine kapıldığım mserdark’nın viral reklam yapmaya başladığını düşündüm ve bunu dile getirdim. (hala viral diyor diyenlere aşağıda cevap veriyorum)
Terminoloji konusunda yeterince bilgimin olmaması ya da bu tür reklamların adının henüz net olarak konmamasından (‘gizli reklam’ tam olarak niteler mi bilemiyorum) dolayı, her ne kadar yapılan reklamın tanımını net olarak belirtemesem de okuyan herkes konunun neye işaret ettiğini anladı. (http://mserdark.com/genel/gizli-reklamdan-nasil-koseyi-dondum)
İşin aslı mserdark’nın blog yazısında da belirttiği üzere (http://mserdark.com/genel/gizli-reklamdan-nasil-koseyi-dondum) konunun reklam değil de spontane bir konuşma olduğu. Bunu yanlış ama haklı yorumlamamız üzerine hem konu hakkında yazmasına hem de ufak ta olsa açıklama getirmesine sebep olduk.
Aslında reklamdan korkmuyoruz ya da nefret etmiyoruz. Sadece reklamın bize yutturulmasına karşıyız. İçerisinde ‘sponsorlu yazı’, ‘reklamdır’ gibi ibarelerin geçtiği metinler zaten amacını ortaya döken yazılardır. Nasıl ki Çocuklar Duymasın’ı izlerken havuç efendinin ‘coca cola kapağını topladım, yaşasın, konsere bilet kazandım’ repliklerini duyduğumuzda ‘bi …tir git kardeşim’ moduna giriyorsak, bu duruma tanıdığımız, bildiğimiz kişilerin yazılarında da karşılaşmamız benzer bir tepki vermemize neden oluyor. Havuç’un sanki reklam yapmıyormuşçasına reklam yapmasının sadece benim midemi kaldırdığını sanmıyorum.
Twitter promote’un türkiye’ye geldiği haberleri yayılmasına rağmen trendler haricinde reklamın direk bir twit’in içine gömülü olarak yayınlandığına şahit olmadım. Gerek twitter reklam ağı aracılığıyla olsun, gerekse açık açık ‘bu bir reklamdır’ ibaresiyle olsun, reklam yayınlanmasına karşı değilim, öyle bir potansiyelim olsa ben de reklam yayınlardım muhtemelen. Başta da söylediğim gibi buradaki durum reklamı yutturma ile ilgili -ki yine bu durum blog ile açıkça reddedilmiştir.. Belkide bu bakış açısıyla baktığımızdan dolayı ‘viral’ yakıştırmasını uygun gördük. Benim haricimde farklı kişiler de aynı tepkiyi vermiş zira.
Benzer durum yakın bir zamanda ‘nutella’ övgüleriyle karşıma çıkmıştı. Twitlerde ve friendfeed postlarında vay efendim nutella şöyle güzel, yok efendim nutella yedim hayatım değişti yazılarını sıklıkla gördüğümde de bir bilene sormuştum ve nutella’nın türkiye ayağında bir medya ajansıyla çalışmadığı, yazılan yazıların sadece kullanıcı görüşleri olduğu bilgisini almıştım. Benzer twitleri sıklıkla görünce ya da tahmin edemediğim kişilerin wall’larında sırıtan reklam kokan hareketlerine tanık oldukça böyle düşünmemiz de normal.
Biz mserdark’yı zevkle ve iştahla takip etmeye, bilgilerinden ve öğütlerinden faydalanmaya devam edeceğiz.
Takipçin, kitlen kim de böyle artistik bir cevap yazıyorsun be arkadaş diyenlere de cevap veriyorum: amacım artislik değil, gördüm, yazdım, cevap verildi, ben de yanıt hakkımı kullandım.
Yazarlığım yok, durumumu anlatabildim mi bilemedim ama umarım anlaşılabilmişimdir. Bununla ilgili bir de video hazırladık. İzlemek isteyenler biraz araştırsın :)
Az daha buyuk bir yanilgiya dusup, iftara birbucuk saat kala kafasiyla blog yazacaktim. Son anda fark ettim :)
Yillarca farkli firmalarla calistim. Kiminin islam ile alakasi yoktu. Kimi kendini saglam musluman olarak niteledi. Bu postu muslumanliga ayirdigim icin firmalarin dini konularini tartisiyorum.
Sakalli musterilerim de oldu, dovmeli de, baska cesitlerde de. Sonucta kimse ben hristiyanim demedi bana. 2011 yilinda sakarya’daki sosyal durum geregi bu insanlari musluman olarak degerlendirebiliriz. Ben de elhamdulillah muslumanim.
Bu durumda eger her iki taraf ta ayni din mensubuysa birbirlerini anlamalari da gayet dogaldir. Anlamalilar da. Hatta bu anlama islamiyet geregi kardeslik cercevesine dahi tasinabilir. Ancak islamin ticari hukumleri geregi bu durum esneklesebilir ya da katilasabilir.
Muslumanligin namaz kilmaktan ibaret sananlara bir cift sozum var.
Namaz kilmak Allaha sukrumuzu gosterir, farzdir ve muslumanligin nisanidir. Olmak zorunda olan birseydir. Buna karsin namaz kilmayi musluman kimligi ile es tutmak dogru degildir. Her top sakalliya zayif musluman diyemeyecegimiz gibi her cember sakalliya da saglam musluman diyemeyiz. Muslumanin gercek kimligi zorluk zamaninda ortaya cikar. Kardesi acken tok yatan muslumanin namaz kilmasi onu kurtarmayacaktir. O bizden degildir. Cami yada tarikat cemaatinin daimi uyesi olmasi, sabahin kusluk vaktinde uykusundan fedakarlik etmesi, onu halis muslumanlar sinifina sokmaz. O ibadetlerini yerine getiren bir muslumandir. Keske hepimiz ayni anlayista, ayni fedakarlik seviyesinde olabilsek. Yine de bu durum degismeyecektir. Sakallilara asla dusman olmadim, yukarida saydigim sebeplerden ve hali hazirdaki sosyal cevrem sebebiyle ayri bir sevgim ve saygim vardir. Birkac curuk elma bu durusumu degistirmeyecektir.
Simdi bir takim namazinda niyazinda adamlar cikiyor, cemaatlerde, yardimlasma derneklerinde, sivil toplum kuruluslarinda gorunuyorlar. Bizim insanimiz da bunlari hem halis musluman, hem yardimini esirgemeyen, hem de isinde gucunde olarak goruyor. Haksizlar mi? Hayir. Tamamen haklilar. Gercektende bu insanlar yardim derneklerine destek oluyor ve islerini de duzgun yapiyor. Ancak halis musluman tanimimizda bu kisilerle uymayan taraflar var. Yine de biz bilemeyiz Allah bilir. Yardim kuruluslarina verdiklerini o kurumun uyeleriyle yaptigi is anlasmalarindan kat ve kat kazandigi asikar. Fiyatlarinin yuksek olmasi bu uyelere batmiyor bile. Cunku onlar yardimini esirgemeyen esnaflar.
Iste burada atlanan bir konu var. Bir arka sokakta da yardima muhtac insanlar var. Senden dolayi isinden olan, isleri azalan firmalar var. Araya girdigin icin anlasmalari bozulan, derneklerden araci adamlar soktugun icin ihalesini kaybedenler var. Insanlarin seni musluman, onlari kafir gormesine mahal veriyorsun. Peygamber zamaninda ikinci ekmegi satmayip komsu firina yonlendiren esnaflari hic mi okumadin be adam. Kardesinin yiyecek ekmegi olup olmadigina hic mi bakmadin.
Kuyruk acin mi var diyenlere de buradan cevap veriyorum. Hayir hicbir kuyruk acim yok. Alelen oynanan bu duzenbazlik oyunlarini artik midem kaldirmiyor. 2 lira yardiminin yankilarini her yerden duymaktan sIkIldim. Yaptigin yardimi 2.ci el duymayacak arkadas.
Soyle simdi sakalli husnu. Beni bu raddeye getirip yillarca saygi duydugum insanlarin aleyhinde yazi yazdirmaya ne hakkin var. Soyle sen muslumanmisin, yoksa bir yahudi oyunu mu oynuyorsun. Bak namaz kilmakla, namaz kiliyor gozukmekle musluman olunmaz. Allahin birligine sahadet edeceksin, Allahin kitabinda yazanlari uygulayacaksin. Yada keseceksin o sakali. Dusurmeyeceksin itibarini.
Yaratıcı kalmada 29 yol.
Ilk post yine yeni bir blog olusturdugum uzerineydi. Ikincisi de 30-35 yas arasi yari entellektueller uzerine olsun. Nihat Genc bu terimi eksisozluk yazarlari icin kullanmisti. Ben de yasim itibariyla yavas yavas bu kitleye dahil olmaya basladim madem, bir kac analiz de benden gelsin.
Oncelikle kahve sohbetlerini dinlemek lazim. Siyaset, guncel konular hakkinda tartismalar ve dedikodu. Rahmetli dedem cami kahvesinde oturamiyorum derdi dedikodu yuzunden. Bu insanlar okumamislar, yazmamislar ama her gun gazetelere bakmislar. Fabrikadan, belediyeden, pazardan evlerine donduklerinde yemek yeyip kahveye gitmisler yillarca. Suleyman Demireli sorsan hayatini anlatir herbiri. Bunun yaninda dedikodu, tartismadan sebep kuslukleri de vardir elbet. Kimi icer, kimi namaz kilar, kimi orta yolcudur. Benzer tek ozellikleri herseyi bilmeleridir.
Tipki simdiki yari entellektuel irkinda oldugu gibi. Kimi yazi yazar ahkam keser, kimi ezer gecer ahkam keser. Ama hicbiri kahvedeki amcalarla ayni ahmakligi paylastiginin farkinda degildir. 11 eylulun ic yuzunu onlar bilir, mavi marmara onlardan sorulur, iktidar muhalefet oyunlarinda uzmandirlar. Bunlarin da hemen hepsinin ortak bir yonu vardir. Gucten yana olmak. Devrimcileri alaya alip, karsit goruslere gulmek en buyuk hobileridir.
Ben bu irktan olmadigimda kutuphanem agzina kadar ismet ozel ve adini artik hatirlayamadigim yazar kitaplariyla dolmustu. Hic bir satirini anlayamadigim “not being a jew”i onlar anlamis ve uzerinde tartisir olmustu.
Simdi ben uzaktan guluyorum hallerine. Karsilikli gulusuyoruz.

